Anket

Öğretmen Eğitiminde
Müfredatlarda
Öğretmenin Özlük Haklarında
Eğitim Politikasında
Ekonomide
Diğer




Toplam Oylama: 79
Sonuçları Göster
Pencereyi Kapat

Makaleler

12-01-2018

Türk Eğitim Sisteminde Yol Arayışları -1 Müzakere Raporu

  Eğitim siteminin sık sık değişmesine bağ…
01-11-2016

Comparing Higher Educational Students Levels On Educational Stress Management

Today, stress is at the base of our lives. It plays an active role in many different area…
24-04-2016

The Comparison of the Children Metaphors of Female Students in Preschool Teaching and Various Branches

This research aims at scrutinizing the metaphors of teacher candidates and students in various …
Tüm Makaleler


Bosna, İnsanlığın Laboratuarı Gibi

Printer
Burcu Yalçın - Bosna, İnsanlığın Laboratuarı Gibi

Dünya savaşının başladı bir yer Bosna... İnsanlar şimdilerde sessiz ve sakin... O günlerde neler yaşanmıştı bir hatırlayın… Bir de son Bosna dramınıhatırlayın... Ekranlarda ezan okunan minarenin roketle yıkılışını ve susan müezzini hatırlayın.


Sokak aralarında gezerken, her köşe başında durup etrafımı kolaçan etmekten kendimi alamadım: "Ya ellerine sopa almış 5-10 kişi karşıma çıkarsa?" Yok... Şimdilerde kimsecikler yok. Ama İnsanlarla sohbetlerim, her an bir yerden çıkabileceklerini teyit ediyor: "Toparlanıyorlar hocam, sinsice bir araya geliyorlar... Herhalde vaktini kolluyorlar... Son Türkiye maçında Boşnaklar sevinçten sokaklara dökülünce, Sırplar ilerdeki köyde iki camiyi yaktılar…"

 

Bu cümleler Sırp ve Boşnakların hala birbirlerine karşı temkinli olduklarını gösteriyor. Saray Bosna'da bölünmüş mahalleler var. Bembeyaz mezar taşları, şehrin çoğu yerinde hala ayakta ve ziyaret kabul ediyor...

 

Boş bir vaktimizde Saray Bosna'yı, Mostar'ı gezdik... Mostar'a giderken o susturulan minareyi görmek bana çok koydu. Yıkılan ev harabelerini ibret olsun diye toplamamışlar. Sofralar dağınık... Zihinler bulanık... Saray Bosna'da cadde kenarlarındaki kaldırımlara düşen top güllelerinin açtığı izler hala yerinde... Bir tamirat yapmak istemiyorlar... Binaların kimisini yine ibret olsun diye öylece bırakmışlar... Yanık isleri, top mermisi izleri, yıkılan duvarlar ve büyük harflerle sloganlar o dönem yaşananları ortaya seriyor...

 

Mostar'da şehir içinde bu harabelerden daha çok var. Evler otomatik silahlarla belirli merkezden taranmış vaziyette: "Al işte, Bosna'da kurşun izleri..."Ta yüreklere kadar giden mermi, yanan canlar, yerde sürünen delikanlılar ve ağlayan gözler... Ağıt ağıt üstüne... Bosna vuruldu… yara derin… Bosna ağlıyor... Öğlen namazı sonrası avludaki mezarlar arasında tanıdık isim ve soy isimler var. Ay yıldızlı bayrağımızı çakmışlar taşın başına, dizivermişler bir kaç kelam: "Türk şehitleri"...

 

Dolaşırken birbirine baston olmuş iki yaşlı çiftin az evvel benimle camiden çıktığını hatırladım. Annenin koluna girip, "Türkiye" dedim... Az evvel o gür Aliya İzzetbegoviç kaşlarıyla bana çetin bakan dede "Türkiye" kelimesini duyunca tebessüm etti. Fotoğraf makinesini gösterip, Allah'ın hal diliyle "fotoğraf çekinebilir miyiz?" dedim. Kabul ettiler... Flaş patlayasıya kadar gözümün önünden geçen film şeridinde yine şehitleri, sızlanan anneleri, parçalanan yürekleri gördüm.

 

Bosna'da kurşun izleriydi gördüklerim. Dar bir sokak arasına bakarken sokağın önünü kapatan bir cami minaresi fotoğraflık bir parçaydı. Gök, yer, sokak ve sağ-soldaki evler, özellikle minare ve üzerindeki hilalin kareye girmesine dikkat ettim. Patlayan flaştan sonra "iyi çıkmış mı?" diye kontrol ederken,karenin en üst kısmında bir de haç gördüm. Yanılmamak için iyice kontrol ettiğimde gerçekten haç olduğundan emin oldum. Resmini çektiğim sokağı kontrol ettiğimde, şehrin ötesindeki en yüksek tepede dikili duran haçı fark ettim. "Evet, kareye bir de haçı dahil etmişim."  dedim. Bosna'da kurşun izleri... Sonradan öğreniyorum ki, Bosna'da devam eden bir millet değil, din savaşıymış. İleri gelen Müslüman ve Sırplar "kimin dini daha yüce?" yarışına girmişler. Sırpların da aklına böyle bir fikir gelmiş. Dönemin Sırp lideri Aliya'yı arayıp durumu söyleyerek kibirli bir sohbet yapmış. Bu görüşme Aliya'ya zul gelmiş olmalı ki, geceleri uykusuz geçtiği anlatılır. Bir gece gökyüzünü seyrederken hilali fark eder ve Sırp lideri telefonla arar.İzzetbegoviç o keskin zekasıyla gece gökteki ay ve yıldıza bakmasını ister ve ekler: “Bu bize yeter…”

 

Mostar köprüsü delikanlıların ve turistlerin uğrak yeri. Yaşanmış acılar tezgahlarda antika değerine yükselmiş. Delik miğfer, yırtık ayakkabı, eğik süngü, paslı bir kaç kurşun ve küflenmiş toplu tabancalar, yanında bir kaç Rus ve Nazi arması, Lenin'in kitapları... Sadece bizden 50 lira isteyip, bu para karşılığında köprüden aşağıya atlamak isteyen delikanlının hararetli sert sözlerine anlam veremedik. Öğrendiğimize göre köprüden delikanlılar para karşılığı atlar, bir cesaret duruşu sergilerlermiş. Yüksek... hem de çok yüksek. Yıkılan parçalardan kimini yeniden yerine koymuşlar ve orijinaline uygun inşa etmişler... Aklımızdan bunlar geçerken delikanlı yine sataşmaya başladı... Moralimizi bozan, kırık dökük bir iki Türkçe kelime oldu sözlerinde: “Pis Türkler, çok cimri...” Bilmem... Verse miydik...

 

Son uğrak yerimiz Sarı Saltuk oldu. Ayrı dünyaların adamı... Biraz olsun zihnimiz dinlendi burada... Mekanında ondan destursuz bağdaş kurup birer bardak çay içtik. Ahşap işlemeli tavan muhteşemdi... O yapıyı bozan tek bir parça, tavanı çivilemek için kullandıkları çivilerin başına geçirilen kola şişesi kapakları oldu... O muhteşem şahsiyet ve bu özensizlik dert olmuştu bana. Kurgumu yapıp, "ben olsaydım, bu hanede vaktimi nasıl geçirirdim?"dedim kendime... Üst kata çıkar çıkmaz, solda duran sancağın dibinde iki rekat namaz kıldım, çalışma odasına geçip yerde duran yuvarlak yer sofrasının etrafına oturup yemek yeme taklidi yaptım. Raflardaki kitaplara göz gezdirdikten sonra koridordaki lavaboda el yıkıyormuş gibi yaparak lavabonun üzerindeki kanatlı ahşap pencereleri aralayarak mağaradan akan suyu seyrettim. Kulağıma gelen hayali zikir sesleriyle oturma odasına girip çay faslı için şark köşesi usulüne göre düzenlenmiş sedire oturdum. Yudumladığımız çaylar, yanında ikram edilen lokumlar muhteşemdi.

 

Garip Sarı Saltuk... Artık ayrılma vakti... Giderken bir daha bir daha dönüp bakıp, son bir kez daha hatıra fotoğrafı çekindim... Taşlı dar yoldan aşağı inerken, tekerlekli sandalyede oturan 50 yaşlarındaki bir adamı gördüm. Arkada kızı olduğunu düşündüğüm 20 yaşlarındaki Bosna usulü başını örtmüş bir kız… İnsanın zor yürüdüğü yokuş ve taşlı yolda ısrarla babasının tekerlekli sandalyesini yukarı, daha yukarı, Sarı Saltuk'un yanına kadar çıkarmaya gayret ediyordu. Kardeşler şehit, babalar gazi olunca, iş bacılara düşmüş...

 

Bosna arşiv, Bosna laboratuar, Bosna tarih, Bosna yalnız, Bosna gariiiip, Bosna gazi olmuştu... Ha gayret bacım... Ha gayret ki, Sarı Saltuk sizi bekliyor...



Concept Creative tarafından hazırlanmıştır