Anket

Öğretmen Eğitiminde
Müfredatlarda
Öğretmenin Özlük Haklarında
Eğitim Politikasında
Ekonomide
Diğer




Toplam Oylama: 76
Sonuçları Göster
Pencereyi Kapat

Makaleler

24-04-2016

The Comparison of the Children Metaphors of Female Students in Preschool Teaching and Various Branches

This research aims at scrutinizing the metaphors of teacher candidates and students in various …
19-05-2015

Yetişkinlerin Düşünce Hayatında Olumlu İz Bırakan Öğretmenlerin Ortak Kişilik ve Davranış Özellikleri

Bu araştırmada; yetişkinlerin düşünce hayatında olumlu iz bırakan öğretmenlerin, görece olumlu …
01-07-2014

Preconceptions of Pedagogical Formation Teacher Candidates about Practice before Teaching Practice Lesson

The success of pedagogical formation program in which teaching skills are improved with p…
Tüm Makaleler


Eğitim Neden Yapboz Tahtası?

Printer
Burcu Yalçın - Eğitim Neden Yapboz Tahtası?
Sık sık değişiyoruz

Eğitim sistemindeki sık değişiklik, eğitimde nitelik sorunu kaynağının halen bulunamadığındandır. Arama taramalar devam ettikçe elbette evin içi biraz da olsa (!) dağılacak, eşyaların her biri bir tarafa savrulacaktır. Ne arandığının ve aranan şeyin neye benzediğinin bilinmesi işi daha da kolaylaştırır. 


Fakat bugün eğitimde geldiğimiz nokta, henüz neyi aramamız gerektiğini bilmemekten dolayı tanımlanamaz durumdadır. Eğitim, öğretmen ya da okul kavramı bize ait değil. Tüm dünya bu kavramları kullanıyor, kendince bir sistem geliştirmiş ve toplumunca da bilinir kılmış. Tarihten günümüze "nasıl bir eğitim?" konusu hep tartışılmış ve kararlar alınmış. Bugün için sokaktan çevirip kime sorsanız, size kitaplık bilgiler sunabilir. 


Madem öyle, neden hala okulun nitelikleri tartışılır, öğretmen, eğitim sistemi tartışılır ki? Madem biliniyor, neden o bilinen uygulanmaz ki? Kişisel kanaatim, eğer bilinenler uygulansaydı, bu alandan kendine bir yol tutmuş olanlar işsiz kalacaklardı. Bu nedenle bilinenler uygulanmaz. Tüm gelişmiş ülkeler eğitime ciddi paralar yatırırlar fakat Türkiye bu konuda son sıradadır. İşte Tablo:

Öğrenci Başına Yıllık Eğitim Harcamaları (GSYİH’nın Satın Alma Gücü Paritesi Kullanılarak Hesaplanan Değerinin USD Karşılığı) (2010)

Ülkeler

Okul Öncesi Eğitim (Kamu + Özel Toplam)

İlkokul, Ortaokul ve Lise (Kamu + Özel Toplam)

Ülkeler

Okul Öncesi Eğitim (Kamu + Özel Toplam)

İlkokul, Ortaokul ve Lise (Kamu + Özel Toplam)

ABD

7.105

10.912

İtalya

4.997

7.686

Almanya

------

-------

İzlanda

6.514

8.242

Avustralya

4.965

8.581

Japonya

2.806

8.643

Avusturya

6.423

11.164

Kanada

-----

-----

Belçika

5.809

9.715

Lüksemburg

20.530

18.089

Çek Cumhuriyeti

3.909

5.024

Macaristan

4.366

4.202

Danimarka

8.197

11.130

Meksika

1.906

2.038

Estonya

2.492

5.895

Norveç

5.594

13.076

Finlandiya

4.839

8.522

Polonya

3.906

4.993

Fransa

5.965

8.383

Portekiz

-----

-----

Güney Kore

3.671

6.523

Slovakya

3.545

4.458

Hollanda

7.073

8.622

Slovenya

6.084

7.736

İngiltere

6.438

7.875

Şili

2.944

2.517

İrlanda

6.121

-----

Türkiye

2.490

2.019

İspanya

5.421

7.742

Yeni Zelanda

9.752

6.712

İsrail

3.208

5.200

Yunanistan

------

------

İsveç

6.582

10.044

OECD Ortalaması

5.643

7.705

İsviçre

-----

-----


Kaynak:OECD, Education at a Glance 2013 OECD Indicators, Paris: OECD, 2013, s.209

Toplumsal düzeni sağlamanın yolu, evet basit olacak ama bir düzen kurmaktan geçer. Her ne düzen olacaksa bu, düzen düzendir. Yani sistemden bahsediyoruz. Öğretmenin nitelikleri de bellidir. Bu konu da yeni değildir. Hele ülkemiz için oldukça skilere dayanır, öğretmenlik mesleği. buna rağmen halen öğretmen niteliği tartışılır. Adımız gibi belledik aslında kim olduklarını. Fakat esas sorun, bugün kimleri istihdam etmek istediğimizdedir. Yani sorun öğretmen niteliğinde değil, sorun kimi istihdam etmek istediğimizdir. toplumsal çalkantılar da işte bu noktada başlıyor. Lise öğrencileri, öğretmen adayları da işte tam bu konu gündeme gelince telaşlanıyorlar. Çünkü okumak ve bir meslek sahibi olmak gerçekten çok kolay. Sorun sizin kim olarak yetiştiğinizde değil, yetiştiğinizde sizin gibi birisinin mesleğinizde istihdam edilip edilmeyeceğindedir. Sosyal politik olaylar kimi zaman toplumun hiç de liyakatli olmayan kişilerinin liyakatlilerden sayılmasını yöneticilere dayatabilir. Elbette bu konuda siyasetçilerimizin beklentileri rol oynar. Yani bu bir çark gibidir. Politikacı bir şey ister --> halk onu vermek için kendilerinin gözetilmesini ister --> sistem bu yönde değiştirilir --> politikacı istediğini alır --> zamane uzmanları uygulamayı gerekli görür (gördürülür) --> halk beklentiye girer --> politikacı yine istediklerini verir. Düzen böyle devam eder. Esas olan eğitim meselesi olsaydı, dünya başını almış gitmiş, biz hala buralarda sınıfta oturma düzeni nasıl olmalı, okulların nitelikleri nasıl olmalı, kimler öğretmen atanmalı, ücretli öğretmen, sözleşmeli öğretmen, atamada puanlama, okul niteliğinde puanlama konularını konuşmazdık. 

Konu basit. Eğitim ve öğretim yapılabilecek standart niteliklerde bir kurum açacak, içine bu kurumu nitelikli bir müdürün yönetmesi için müdür atayacak, eğitim öğretim yolunda gitsin için gerçekten öğretmen olan birilerini atayacaksınız, amacınız ne ise bu amaca uygun bir program geliştireceksiniz, olması gerektiği gibi denetlemeler yapacaksınız, eksiklikler konusunda irade kullanacak ya da verip gelişmeler sağlayacaksınız. Eğer şansınız yaver gider de, tam da bu süreçleri siz kurgularken amcaoğlu, hala kızıyla karşılaşırsanız, aile korumacı kültürümüzü devreye sokar ve sistemde istisanalar oluşturmaya başlarsınız. Neden korumacı davranırız, çünkü geçmişten beri kendimizi pek güvende hissetmediğimiz için çevreyi sağlam tutmak isteriz. Tüm büyük şehirlerde dernekleşmemizin amacı da budur. Kimse "git oku gel, niteliklere uygunsan seni de alırız" demez. 

Bir akademisyen Gebze'de açılan Üstün Zekalılar okuluyla ilgili  şöyle bir değerlendirmede bulunmuştu. Çizdiğim tabloya tam oturuyor:

"Gebze'de üstün zekalıların eğitim görmesi için bir okul açıldı. Prof. Dr. Ümit Davaslıgil bu konuda ciddi katkılar sundu. Gerekli ön çalışmalar yapıldı. Her şey muhteşemdi. Düşünsenize, üstünler heba edilmeyecekti. İlk devre öğrenciler alındı, eğitim başladı. İlerleyen yıllarda ufak ufak telefon trafikleri başladı: 'Müdürüm birini gönderiyorum, değerlimizdir. Lütfen okula kaydını yapalım.' 'sayın hocam, vekilimizin yakınıdır, mağdur etmeyelim' 'Hocam bu arkadaş bizim için önemlidir, çocuğunu kayıt ettirelim.' Gelen bu telefon ve ricalar zamanın sosyo-politik konjonktürü gereği reddedilemedi. Zamanla gelen öğrencilerin zeka seviyelerinin normal olması nedeniyle okul bir üstün zekalılar okulu değil, normal zekalılar okuluna dönüştü."

Hikaye bu. Şuna inanın: Elimizde yetişmiş uzmanlarımız, paramız, irademiz ve yerimiz var. Ne yapılması ve nasıl yapılması gerektiğini yazan binlerce araştırma ve metodoloji eseri var. Bunlarla ne yapmak istediğimiz konusuna gelince, işin rengi değişiyor. Amaç iyi bir eğitim diye başlarken, sistemi gevşetip amacından uzaklaştırıyoruz. 

Zamanla bu da düzelecek. Ne zaman? Kendimizi gelecek bakımından güvende hissetmeye başladığımız zaman. Kısacası güvensizlik uzmana da, politikacıya da, öğretmene de, veliye de işte bu akıl almaz uygulamaları yaptırıyor, maruz bırakıyor. 

Bu nedenle bir yandan eğitim ve öğretim devam ederken, bir yandan da sosyal, ekonomik ve politik bakımdan toplumun kendini ve geleceğini güvende hissetmesini sağlayıcı uygulamalar yapmakta fayda var. Aksi halde siz yaparsınız, güvensizler bozar. Emek heba olur.   



Concept Creative tarafından hazırlanmıştır