Anket

Öğretmen Eğitiminde
Müfredatlarda
Öğretmenin Özlük Haklarında
Eğitim Politikasında
Ekonomide
Diğer




Toplam Oylama: 76
Sonuçları Göster
Pencereyi Kapat

Makaleler

24-04-2016

The Comparison of the Children Metaphors of Female Students in Preschool Teaching and Various Branches

This research aims at scrutinizing the metaphors of teacher candidates and students in various …
19-05-2015

Yetişkinlerin Düşünce Hayatında Olumlu İz Bırakan Öğretmenlerin Ortak Kişilik ve Davranış Özellikleri

Bu araştırmada; yetişkinlerin düşünce hayatında olumlu iz bırakan öğretmenlerin, görece olumlu …
01-07-2014

Preconceptions of Pedagogical Formation Teacher Candidates about Practice before Teaching Practice Lesson

The success of pedagogical formation program in which teaching skills are improved with p…
Tüm Makaleler


Savaşçı Dizisinin Bize Öğrettikleri

Printer
Burcu Yalçın - Savaşçı Dizisinin Bize Öğrettikleri
Türk askeri imajı bu mu olmalı?

Bir çok televizyon kanalı son zamanlarda Türk askerinin terör örgütleriyle mücadelesini konu alan diziler yayınlıyor. Son bir kaç yıldır toplumun bu yönde hareketlenen duyguları bu dizilerle nereye doğru evrilir, bunu gerek senaristin, gerekse RTÜK'ün düşünmesinde fayda var. 


Son zamanlarda seyretme imkanı bulduğum "Savaşçı" dizisini "Seyirciye ne öğretmek istiyor?" başlığıyla eleştirel bakmak, pedagojik olarak irdelemek istiyorum.


Belki de üzerinde durulmayacak kadar basit bir konu gibi gelebilir. Çoğu ülke kendi devleti, milleti, ordusu ve hatta kutsallarıyla ilgili çekilen filmlere, dizilere, reklamlara, bayraklarıyla ilgili yapılan afiş ya da giysilere dikkat etmezler. Bu "figürler"e fazla anlam yüklemedikleri için midir bilinmez ama bir ABD bayrağını "don", "şort", bayan iç çamaşırı, vücudunun uygunsuz yerlerine boyama olarak görebilirsiniz. Benzer bir rahatlığı Ruslarda, Alam ve Fransızlarda da görebilirsiniz. Bu nedenledir ki, BM buluşmalarında üye ülkelerin aile fotografı çekilirken kimin nerede duracağını göstermek amacıyla yere o ülkenin bayrağını yapıştırmakta bir sakınca görmüyorlar. 

Bu konu ezelden beri hep böyle yapılageldi. Ne zaman ki, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ilk katıldığı böylesi bir programda eğilip yerden Türk bayrağını kaldırdı, dünya devletleri de bu konuyu tartışır oldu. Ülkemizde de bu konunun ne kadar da farkına varmadığımız ama aslında üzerinde durulması gereken bir mesele olduğu gündeme düştü. Bu konu çoğu gazetecilerce "helal olsun Erdoğan'a, namus ve şerefimiz olan, kutsalımız olan Bayrağımızı yerden kaldırdı, kimseye o şehit kanını çiğnetmedi" yorumuyla köşelere taşındı, halkın bu konuya dikkatini çekti. Basit bir davranış değildi bu. Onurlu bir tepkiydi. Bu bir kişisel sorun değil, ülkenin, şehidin onur meselesiydi. 

Üzerinde durulan bu sembolik ama içinde büyük anlamlar yatan davranış Türk toplumunun bir bilinçaltı eğitimidir. Sessizce ama derinden bir okuma, ders vermedir. Benzer bir bakış açısının Türk askeri konusunda da takip edilmesi, özellikle televizyon yayıncıları ve senaristlerce de dikkate alınsa yerinde olur. Zira uzun süredir kafamı kurcalayan, "Türk askeri" imajının filmler yoluyla tekrar "zayıf", "çilekeş", "bir an evvel ordudan gitmek isteyen" algılar uyandıracak bir tiplemeyle topluma aktarılıyor olması. Bu konuda çoğu literatür tarandığında karşımıza çıkan "ana kuzusu", "Mehmetçik" ve "kınalı kuzu" metaforları çıkıyor. Bu metaforların tamamı da "duygusallık", küçük olaylardan etkilenebilen bir kişilik çağrıştırıyor. Şahsen bu tiplemeler her ne kadar askerimize toplumumuzca yakıştırılsa da, ben uygun görmüyorum. Aksine daha kahraman, korkusuz ve gözü kara profillerinin öne çıkartılması gerekir.  

Bu konuda çekilen "Savaşçı" dizisinin senaryo sahnelerinde Türk askerinin gerek dağdaki, gerekse geride bıraktığı ailesinde geçen hayatın tüm detaylarında da benzer bir acizlik var.  Kullanılan argümanlar askerimizin zayıf, arkasında hep gözü yaşlı bir ana, eş ya da sevgili bırakan tiplemelerdir. Hele askerimizin şehit olduğu haberinin aileye bildirilmesi anındaki ailede kopan çığlıkların, dövünmelerin ve göz yaşlarının, gözü yaşlı eşin ve ananın dövünmelerinin, saç baş yolmalarının ve ocaklarına ateş düştüğü, hanelerinin başlarına yıkıldığının tüm detaylarıyla verilmesi tam bir felaket. Bir terörist de zaten bunu istemiyor mu? Her terörist de geride kalanların dünyaları başlarına yıkılsın istemiyor mu? Her asker cephede yavuklusundan mektup bekler. Annesiyle her konuştuğunda "döneceğim annem" der. Ama döneceği günü, çatışmadan kurtulmuş olmanın sevinciyle düğün bayram havasında değil, bir vatan görevini yerine getirmiş olmanın verdiği şerefle yad ederek, gururlanarak döner. 

Sahnelerde sıklıkla şahit olduğumuz, teröristlerce ele geçirilen askerlerimizin soluk benizli, perişan, bitkin gösterilmesi, "evlatlarınız esir düşerse, sonları böyle olur" cümlesini kulaklarımıza fısıldar gibidir. Şehidin ailesine haber verilmesinde, sevgiliye, anneye ve babaya "eğer evladınız şehit düşerse, bilin ki ocağınız sönmüştür, haneniz başınıza yıkılmıştır" diye şeytani bir fısıltıyı kulaklarımıza fısıldar durur. Toplumun bu tür sahnelerin etkisiyle derin bir iç çekmesi ve askere çağrılan her evladının peşinde gözyaşı dökmemesi mümkün değil. Bu bir psikolojik harptir. Halbuki, savaşlarda tarafımızın nasıl gösterildiği "o şanlı tarihimiz" algısını ve "o kahraman asker" algısını kuvvetlendirmeli. Gözü yaşlı gösterilmesi gereken askerimizin aile ocağı değil, teröristin ocağı, geride bıraktığı eşi ve dostu olmalıdır. Çizilmesi gereken nesepsiz, şerefsiz, kansız bir terör portresi olmalı değil mi? Dağa çıkmanın anlamsızlığı, ülkesine silah doğrultmanın, hele ve hele bu konuda yabancılarla el ele dolaşmanın büyük bir şerefsizlik olduğu en derin efektlerle verilmeli. Haklı mücadelemizin terörü korkuya ve kaygıya itmesi en vurucu sahnelerle ortaya konulmalıdır. 

Bu konuda diğer tipleme, askerimizin dünya görüşü ve kültürü bakımından fazla da iyi olmadığı tiplemesi. Eski senaryolarda vasıfsız erleri bu tiplemelerle gösterirlerdi. Şimdilerde mücadele edenlerin en rütbesizi uzman çavuş olarak gösteriliyor fakat erin kültürü ve sıradan bir halk çocuğu oluşu, sadece herkes gibi askerlik görevi için buraya geldiği, bu nedenle vazifesi bitince bir an evvel eve, o gözü yaşlı anneciğine döneceği rolleri uzman çavuşa da verilmiş. Burada da terörle profesyonel mücadele etmediğimiz algısı oluşturulmaktadır. Bu algıyı kuvvetlendirmek amacıyla kullanılan efekt ve müzikler asla ve asla askerimizin bir kahraman, gözü kara, cesur ve bir görev adamı olduğu imajını uyandırmamaktadır. "Anadolu'nun bir köyünden duygu seli" havasıyla verilen fon müzikler, sanki özellikle seçilmiş birer ağıt müziğidir.  

Bu algıları kuvvetlendiren bir diğer etken sahne, operasyona çıkan askerin içinde bulunduğu durumun halk tarafından önemsenmiyor olması. Kirada oturan kiracı uzman çavuşun kirayı ödemediği için itilip kakılması, bir öğretim üyesi hanımefendinin otomobiline bir yüzbaşının verdiği zarar yüzünden şuursuzca tepkileri, terörle mücadelede halkın desteğinin fazla olmadığı, hatta umursanmadığı, eğer kiranı bile ödeyecek durumun kalmıyorsa kapı önüne oturtulabileceğin algısı kuvvetlendiriliyor. Türkiye televizyonlarından bu imajın silinmesi ya da engellenmesi devletimize düşer. Ben bir eğitimci olarak, askerimizin layıkıyla, şan ve şerefiyle rollendirilmediğini düşünüyorum. Basit bir karşılaştırma yapmak umarım yanlış anlaşılmaz. Çoğu yabancı ülkelerin bu türden filmlerindeki asker rolleri hep kahraman, profesyonel, vakurlu, görev adamı, sağlam, dirençlidir. Bu filmleri çekmenin ya da topluma seyrettirmenin amacı da budur. Ama ben ülkemizde kendi askerimizin mücadelesini aynı rollerde göremiyorum. Bu bir var oluş mücadelesidir, sanat eseri değil. Basit sahne replikleriyle canlandırılamayacak kadar önemli, altında derin tarih felsefesi, geniş toplum psikolojisi yatmak durumundadır. Evet, bir zamanlar eli silah tutun herkes bu vatan için mücadele etti. Kimseye de "sen bilmezsin, geri dur" denmedi fakat bugün bu iş sahnede eli kalem tutan her adamın işi olmasa gerek
            

Sonuç olarak biz askerimizi ağlayarak değil, gururla, şanla cepheye göndeririz. Elbette şehidin ardından ağlayan anneye "ağlama" demeyiz ama içimizdeki o vatan sevdasının evlat acısını bastıracağı da unutulmamalıdır. Biz askerimizi hep "kurşun asker", "Şahin asker", geride kalanlarımızı da, "Nene Hatun" ve "Elifin Kağnısı"yla bildik. Türk ordusu dünya genelinde en büyük ve en tecrübeli kara ordusuna sahiptir. Sahneler bu şan ve şerefle canlanmalı. Halk bu coşku ve  güvenle hayat sürmeli. Ordumuzun her bir neferi bize güven, düşmana korku salmalı. Bu konudaki düşüncemi 2004'de Yedek Subay eğitimi alırken, birliğe "İstihbarata Karşı Koyma" konulu bir konferansta konuşmacı olan Binbaşıya soru olarak yöneltmiştim. Cevap "bu tür senaryoların ciddi para gerektirdiği" oldu. O gün çok mu içerlemiştim acaba? Aradan 13 yıl geçti. Ülkem elbette o günden daha zengin ama hala aynı senaryolar üretiliyor. 

Olayı duygusallığa bağlamadan "devletim bu tür senaryolara el atmalı, o haklı dava şanıyla, şerefiyle, kahramanlığıyla sunulmalı" sözüyle bitirmiş olayım. 
24 Nisan 2017  
 



Concept Creative tarafından hazırlanmıştır