Anket

Öğretmen Eğitiminde
Müfredatlarda
Öğretmenin Özlük Haklarında
Eğitim Politikasında
Ekonomide
Diğer




Toplam Oylama: 77
Sonuçları Göster
Pencereyi Kapat

Makaleler

24-04-2016

The Comparison of the Children Metaphors of Female Students in Preschool Teaching and Various Branches

This research aims at scrutinizing the metaphors of teacher candidates and students in various …
19-05-2015

Yetişkinlerin Düşünce Hayatında Olumlu İz Bırakan Öğretmenlerin Ortak Kişilik ve Davranış Özellikleri

Bu araştırmada; yetişkinlerin düşünce hayatında olumlu iz bırakan öğretmenlerin, görece olumlu …
01-07-2014

Preconceptions of Pedagogical Formation Teacher Candidates about Practice before Teaching Practice Lesson

The success of pedagogical formation program in which teaching skills are improved with p…
Tüm Makaleler


Kıbrıs'ta Mehmet Neden Yalnız?

Printer
Burcu Yalçın - Kıbrıs'ta Mehmet Neden Yalnız?

Büyük bir konferansa katılmak üzere Kıbrıs’a gittik. Adaya ilk gidişim. Bu nedenle çoğu şeye bir başka gözle baktım. Havaalanından ayrılıp Balıkesir üzerinden Beşparmak dağlarına doğru geçerken “adadayız” dedim içimden. Bilimsel faaliyetlerimiz bitince adayı gezdik. Çıkarma sahilini, Hz. Ömer mescidini, Girne Kalesini tek tek sürekli devam eden yağmur altında gezdik. 


Rumların çıkarma sahilinde bıraktıkları tankların üzerinden Beşparmaklara bakarken “bu yamaca nasıl tırmanmışlar demeden kendimi alamadım. Tüm şehitleri tek tek okumak, aralarında kaç adaşım olduklarını tespit etmek, müzede elbiseleri sergilenen şehit subaylarla birlikte hatıra fotoğrafı da çektirmek oldukça duygusaldı. İçim allak bullak oldu notları okudukça. Bir yanda bu anılar, diğer yanda ana dilini neredeyse unutmuş Kıbrıs halkı. Ne yaman bir çelişki bir bilseniz.

Sahildeki şehitliğe doğru yürüyoruz. Birkaç Mehmetçik şehitliğin etrafını süpürüyor. “Abi Türkiye’den mi?” dedi biri. Aldığı “evet” cevabıyla sohbet başladı. Nerelisin, ne kadar kaldı, burada nasıl kalıyorsun vs. derken yerde yatan şehitliklere doğru yaklaşınca İzmirli iktisatçı Mehmetçik Emre Soybaş esas duruşta, gür bir sesle bir tekmil verdi ve başladı şehitlerimizi, şehitliği anlatmaya. Ardından çekilen hatıra fotoğrafları ve hasbihal. Sadece dört kişiler. Başlarında kimse yok. Kısa dönem erlik yapıyorlar. Her sabah bölükten buraya getiriliyor ve terk ediliyorlar. Garip kalmışlar. Etrafta kimseler yok. Gelenler de Türkiye Türklerinden sen, ben bir de bizim oğlan insanlar. Mehmetçik ekleyiveriyor “biz sadece Türklere değil, Rumlara da barış getirmek için adaya çıktık.” Hafif ilerliyorsunuz aynı sahilde plaj ve gece eğlencesi yerleri var. Kim bilir kaç şehidin kanı üzerinde bu zevk ve sefa sürüyordur. Ama Kıbrıslı Türklerin kılı bile kıpırdamıyor. Çıkarma anıtı ha yıkıldı ha yıkılacak. Beton kalıpların her biri ek yerlerinden çatlamış, içindeki demir çubuklar paslanmış. Anıt her tarafından çatlaklarla dolu.

Bu alakasızlığı kime sorsak aldığımız tek bir cevap var: “Burası uzun yıllar İngiliz sömürgesinde kaldı da ondan.” Bu sebeple de İngilizceyi akıcı kullanıyorlar. Öğlen ikiye kadar çalışıyorlar. Sonrası günlük hayat. Lefkoşa’da bölünmüşlüğü, iki farklı dünyayı, tel örgünün ardından ötekine, Ruma bakmayı tecrübe ettim. Karşıdaki iki Rum selamlaşarak bize baktılar. Sonra hemen önlerine döndüler. Tüylerim diken diken oldu. Karşısı temiz, karşısı zengin, karşısı düzgündü. Beriki darmadağın, beriki salaş, beriki kendi halinde. İlk defa kendimi tutsak hissettim.

Adaya çıkmış, şehitleri bırakıp geri gitmişiz. Adayla kültürel, edebi ve iktisadi anlamda ciddi bir işbirliğinin olmaması bizi onlara, adayı da bize yabancı kılmış. Mehmedimi, ailesiyle yatak odasında, tuvalette, banyoda şimdiki adıyla Barbarlık müzesindeki kurşun izleri yakmış. Gazetelere bakamadım. Aklıma Şehitlikteki müzede askerlerin savunma notlarını, düşmanla karşılaştıkları zamanlarda ailelerine yazdıkları mektuplar geldi. “Baba, yarın bir saldırı olacak, belki dönemeyiz…” diyordu. Anlaşılan günlük tutar gibi yazmış, zira ertesi gün mektuba “baba bu sefer de ölmedik” diye devam etmiş.

Merhum Rauf Denktaş’ı mezarında ziyaret ederken akşam olmak üzereydi ve bunları ona anlattım. Denktaş, sessizdi. Başında dimdik duran çifte bayraktı sadece haykıran, hocam ada sahipsiz, ada sakin, ada kimsesiz… Mehmet yalnız, Hz Ömer yalnız… Dil sahipsiz… 30 Ocak 2013



Concept Creative tarafından hazırlanmıştır