Anket

Öğretmen Eğitiminde
Müfredatlarda
Öğretmenin Özlük Haklarında
Eğitim Politikasında
Ekonomide
Diğer




Toplam Oylama: 79
Sonuçları Göster
Pencereyi Kapat

Makaleler

12-01-2018

Türk Eğitim Sisteminde Yol Arayışları -1 Müzakere Raporu

  Eğitim siteminin sık sık değişmesine bağ…
01-11-2016

Comparing Higher Educational Students Levels On Educational Stress Management

Today, stress is at the base of our lives. It plays an active role in many different area…
24-04-2016

The Comparison of the Children Metaphors of Female Students in Preschool Teaching and Various Branches

This research aims at scrutinizing the metaphors of teacher candidates and students in various …
Tüm Makaleler


Eğitime Rize'den Bakış

Printer
Burcu Yalçın - Eğitime Rize'den Bakış
Ayderin enginliği, fırtına deresinin coşkusu yeter

Uzun süredir Karadeniz bölgesini gezme fırsatlarını hesaplayıp dururken, güzel bir teklife balıklama atladım desem yeridir. Hem öyle sıradan bir yerden de başlamadım hani. Uçakla Trabzon, ardından kara yoluyla kıyı şeridi boyundan Rize'ye vardık.   


Karşılanan yolcu sadece ben değildim. Listede bir de Hacettepe üniversitesinden Prof. Dr. Yüksel Kavak'ın olduğunu bilmek beni daha da heyecanlandırmıştı. Yüksel hoca lisanstan hocamdı. Karşılaşmamızda hafif bir gülümsemeyle tokalaşıp isimlerimizi söyledik. Hemen araca binerken şöööle hafızadan eski günlere doğru bir gideyim istedim. Aramızda geçen sohbetin her dakikası beni içten içe daha da gıcıklarken, hocayı biraz daha sahiplenmeye başlamıştım:
  • Hocam... Beni hatırladınız mı?
  • Nereden?
  • Hocam, 1994 Hacettepe EPÖ mezunuyum.
  • Evet, evet çıkardım seniiii..
.....

Hayat ne kadar da hızlı akıyor... Hey gidi Yüksel hocam... İtiraf edeyim hala diri ve hala o "arkadaşlar, bakın....." replikleriyle sürekli fikirler yoğuruyor, çözümler öneriyor, tahliller yapıyor. Elde ettiğimiz bu "biz" tanışıklığından olsa gerek hemen ülkenin eğitim meselesinden başladık, parça parça tüm eğitim-öğretimde yaşanan dertlere çareler aradık birlikte. Önünde ders aldığım hocamla şimdi ortak çözümler üretmek beni fazlasıyla etkiledi. Rize'de düzenlenecek İl Eğitim Şurasında ve bir de hocamın başkanlığını yapacağı oturumda panelist olduğumu bilmek bana inanılmaz heyecan ve bir o kadar da özgüven verdi.  Çok mu çocuksu bulursunuz bilmem ama çoğu kez "hocam, beni sen yetiştirdin, bak buralara kadar geldim. Haydi övün benimle...." duygularına kapılıyor insan. Ya da en azından ben... 

Panel ayrı bir zevkle biterken, hocamın takdirini almak ve "tespitlerini beğendim, muhteşemdin..." notları bana yetti de arttı bile. 43 yaşıma merdiven dayadım hala hocalarımı görünce kendimi 20 yaşında hissediyor, onların onaylarını bekliyorum. Benim öğrencilerim de öylemi acaba?

Ayder'i ve Rize merkezi gezecek olmamız ayrı bir heyecan tabiki. En çok meraklandığım birbirinden dağınık halde yerleşen halk okul, hastane vb gibi sürekli ve ivedi işlerini nasıl hallediyordu. Bunun sadece bizim için problem olabileceği ama bir Karadenizli için bunun hiç de dert edilmediğini hoş sohbetiyle gece yol boyu Rize'yi anlatan Ali öğretmenden öğrendik. 

Akşam yerleştiğimiz Güneysu Öğretmen evi bir harikaydı. Tam bir köşk edasıyla kurulmuş yokuş kenarına, altından geçen derenin şırıltısıyla misafirlerine sanki terapi uyguluyor gibi. Bir doğa harikası... Herkesin gelip burada kalmasını tavsiye ederim. Şura sonrası Rize merkezi gezme planımız ilk olarak Ziraat Tepesinden başladı. Farklı çay çeşitlerinin üretiminin yapıldığı yarı çay bahçesi bu yer bülbül yuvası gibi. Şöööle tüm çay çeşitlerinin arasında dolaşırken bir kaç filiz de toplamayı ihmal etmedik tabiki... Tepeye çıkmışken bir iki yudum da çayın ustasının elinden çayın hasını içelim diye çöküverdik sandalyelere. Karşı masada gözümüze ilişen hamsi kolonyasını merak edip aramızdaki benden daha meraklısı Ordu Üniversitesi'nden Ahmet Fidan'nın bir koşu getirmesiyle sürünüp koklamamız bir oldu. Yooo... hiç de hamsi kokmuyor. Masmavi rengiyle sözde hamsi kolonyasının kokusu masayı çoktan sarmıştı. Biraz dalga biraz şamata derken söz sırası tavşan kanı çaylara geldi. Çay nasıl demlenir, sıcağı soğuğu olur mu dan, içme usullerini Doğuşçay okul müdürü Ömer hocadan keyifle dinledik. 

Bir iki "yerinde çay içme" fotografları çekindikten sonra sıra kaleye gelmişti. Cenevizliler tarafından yapıldığı ve tepeden denize kadar tünellerinin olduğu söylenen kaleden Rize'yi çepeçevre görmek mümkün. Tepelerde yalnız başına duran okulları müdür bey tek tek adlarıyla işaret ediyor. Şöyle bir baktığınızda çevredeki öğrencilerin bu okullara gelebilmeleri mümkün değil. Ama Rize'de okula devamda sıkıntı yaşanmadığını yetkili ağzından duyduk. Ömer hoca da bunu teyit edince "helal olsun" dedik. Günün yorgunluğunu öğretmen evi fazlasıyla aldı o gece. 

Sabaha harika bir kahvaltıya Rize usulü "mıhlama" tad verdi... Azdı çoktu derken en son gördüğüm manzara, herkesin önümüze konan mıhlamaların dibini ekmekle sünnetlediğiydi... Ellerimi iyice silmemiş olmalıyım ki, farkına varmadan parmaklarımın lezzetini test ettiğimi fark ettim... Immmmmm... parmaklarımmmm... sizleri çok seviyorummmm... ne kadar da tatlısınıııız. 

Ah fırtına deresi... Ah taş kemer köprüler... Kıvrıla kıvrıla gittikçe süratlenen ve şırıltısıyla etrafa nam salan dere suyu "gel" der gibiydi... Ayder'e çıkacak olmamız bu ertesi günün büyük heyecanı oldu. Yayladaki tek biz değildik. Gün çok güneşli ve hoştu. İlk çekindiğim resim dağın tepesinden başlayıp derenin dibine kadar süratle ve büyük bir gürültüyle akan şelale manzaralı yamaç manzarasıydı. Tulumun verdiği müzik coşkusu yamaçları inletirken, horonu bilmediğim halde ufak ufak haraketlendiğimi fark ettim. Burada.. yaylada, bir çadır açıp gecelenebileceğini tartışırken dört delikanlının ark ettim. Sarışın olanın "kel" kafasını sıvazlayıp, "gece buralarda gecelemek sana dokunmuyor mu?" diye şakalaşınca ortalığı bir kahkahadır doldurdu. 

Gençlerle bir iki sohbetten sonra sıra bu yaylada ızgarada bazlama yemeye gelmişti.  Karı-koca bir çadırda ileri geri konuşuyor, bir yandan gelenlerin yüzüne bir umut bakarken, bir yandan da amca karısına laf yetiştirip sacın altına ateş atıyordu. "Otlu olsun!" deyip yanlarına çözüverdik. Peşpeşe peynir ve ısırgan otlu bazlamaları sıcacık yerken, teyze bir "ana" şefkatiyle "biraz bekle, sıcak yeme, miden ağrır oğul!" deyiverdi. Bu hoş çift İzmir'den Ayder'e yazları bazlama yapıp satmaya gelirlermiş. Kazandıkları beş-on kuruş harçlıkla güzün tekrar İzmir yolunu tutarlarmış.... 

Yol boyu inerken ara ara kafelerde yudumladığımız Rize çayları bizi buraya bağlamıştı. Yine de ayrılma vaktinin geldiğini belirten mihmandarımıza kulak verdik. Zira sırada Zil Kalesi vardı. Dağın eteğine Ayder'den inecek, bu sefer farklı bir taraftan Zil Kalesine çıkacaktık. Tepesinden baktığınızda dibini göremeyeceğiniz bir yükseltideki bu kale zamanında dibinden geçen İpek Yolu tüccarlarını koruma amaçlı inşa edilmiş. Karadenizlinin kanında var sanki. Dağlık arazi yüzünden neredeyse herkes evini birbirinden uzakta ve dağların yamaçlarına inşaa etmişler. Yolvar diyorlar ama ben sanmıyorum. Sığ ormanlık arazinin içine, kolay kolay çıkılamayacak kadar yüksekliğe iki hatta üçer katlı betonarme ev inşaa etmişler. "Allah aşkına aşağılardan sizi kim kovdu?" demekten kendinizi alamıyorsunuz. Evi böyle tepelere kurunca çelik tellerle dağın eteğine birer teleferik kuran kurana. Çoğunlukla eşya ve mahsül taşıyorlarmış. "Hani kendilerinin de istifade etmeye kalkışıp ölen olmuyor da değil" diye ekleyiveriyor mihmandar.

Akşama Vali yardımcısı ve il milli eğitim müdürümüz Saffet beyin katılımıyla akşam yemeğimize yetişmemiz lazımdı. Hal böyle olunca kalede fazla takılmanın anlamı yok. Sözleşmeli kale bekçisinden bedava çay içip yola düştük. Akşam Rize Öğretmen Evinde yediğimiz akşam yemeği akabinde Vali yardımcısıyla hoş ve devlet baba şefkati havasında bir sohbet ettik. Özel ve ciddi sorularımız oldu Vali beye. Samimi, içten ve babacan bir Valiydi. Devleti ilk kez bu kadar yakından büyük gördüm. Devlet vardı... Her şeye rağmen... İnadına vardı... Gururlandım... "Sayın Valim... Bir emriniz olursa, seve seve..." deyip saat 24 olurken tekrar Güneysu Öğretmenevine doğru yol aldık.

Rize her şeyiyle muhteşem. Çantamda bir tutam yeşil çay, ev sahibinden hediye laz böreği yolculuk öncesi yediğimiz meşhur kuru fasulye.... Aklıma bunlar takıldı. Ha bir de burasının havası hep kapalı olurmuş ve her an yağmur yağabilirmiş. Sorduğum "Rizeliler neden coşkun ve hırçın, bir de başına buyruk ve inatçı?" sorusuna "her dem kapalı hava, bir işe koyulmuşken beklenmedik yağmur ve bir de size rağmen engebeli doğal şartlar" cevabını aldım... Hamsi kolonyasıyla şakalaştığımız Ziraat tepesi de cabası...   



Concept Creative tarafından hazırlanmıştır